Anne, evladını ateşe atar mı?

Allahü teâlânın rahmeti sonsuz, merhameti boldur. Dünyada da, ahirette de bol bol vericidir. Allahü teâlânın merhameti, ihsanı, nimetleri, o kadar çoktur ki, sonsuzdur. Kullarına çok acıdığı için, onların dünyada rahat, huzur içinde, kardeşçe yaşamaları, ahirette de, sonsuz saadete, bitmez, tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan kötülükleri, Peygamberlerine, melek vasıtası ile bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap da göndermiştir. Dinli olsun, dinsiz olsun, inansın inanmasın, herhangi bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, Kur’an-ı kerimdeki emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Bu hal, faydalı bir ilacı kullanan herkesin, dertten, sıkıntıdan kurtulması gibidir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Bütün mahluklara her nimeti, iyilikleri veren yalnız Allahü teâlâdır. Her şeyi var eden, var olmak nimetini veren Odur. Her an, varlıkta durduran da Odur. Kamil, iyi sıfatlar, insanlara, Onun rahmeti ile, acıması ile verildi. Hayat, ilim, semi’, basar, kudret ve kelam sıfatlarımız hep Ondandır. Sayılamayan nimetleri hep O vermektedir. İnsanları sıkıntıdan kurtaran, duaları kabul eden, belalardan kurtaran hep Odur. Öyle bir Razzaktır ki, kullarının rızıklarını, günahlarından dolayı kesmiyor. Affı ve merhameti o kadar boldur ki, günah işleyenlerin yüz karalarını meydana çıkarmıyor. Hilmi o kadar çoktur ki, kullarının cezalarını vermekte acele etmiyor.
Öyle bir ihsan sahibidir ki, kerem ve ihsanlarını dost ve düşman, herkese saçıyor. Bütün nimetlerinin en şereflisi, en kıymetlisi, en üstünü olarak da, kullarına Müslümanlığı açıkça bildiriyor ve beğendiği yolu gösteriyor. Mahlukların en iyisine uyarak saadet-i ebediyyeye kavuşmayı emir buyuruyor. İşte, Onun nimetleri, ihsanları Güneş’ten daha açık ve Ay’dan daha aşikârdır. Başkalarından gelen nimetleri de gönderen Odur. Başkalarının ihsan etmesi, bir emanetçinin, birisine emanet vermesi gibidir. Başkasından bir şey istemek, fakirden bir şey beklemektir. Cahil de, bunu alim gibi bilir. Kalın kafalı da, zeki kimse gibi anlar.”
Vaktiyle bir mübarek zatın iki talebesi, oturmuşlar kendi aralarında konuşuyorlarmış. Onlardan birisi diğerine;
- Bizim ahiretteki halimiz acaba nasıl olacaktır, orada nasıl hesap vereceğiz, çok korkuyorum deyince, arkadaşı;
- Sana bir şey soracağım ama doğru söyleyeceksin. Ahirette senin hesabını, annenin mi, babanın mı, yoksa Allahü teâlânın mı görmesini istersin, diye sormuş. O da;
- Ne kadar yaramaz da olsam annem beni ateşe atmaz, atamaz. Babam zaten hiç kıyamaz demiş. Bunun üzerine arkadaşı;
- Ama bunların hepsinin sana olan merhameti, şefkati, cenâb-ı Hakkın merhamet ve şefkat deryasının bir parçasıdır. Annenin, babanın şefkati, Allahü teâlânın şefkatinden bir zerredir cevabını vermiştir. Peygamber efendimiz, bir muharebeden sonra dinleniyorlarmış. Esirlerin arasında bir kadıncağız, bir oraya bir buraya koşuyor, Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram da, o kadının ne yapmak istediğine bakıyorlarmış. Sonunda kadın, kundaktaki bebeğini aramış bulmuş ve bir çalının arkasına geçip emzirmeye başlamış. Peygamber efendimiz bu hali görünce; (Ne diyorsunuz? Bu anne ölümü, esareti unuttu sadece çocuğunu düşünüyor. Bu anne, bu evladını ateşe atar mı? Vallahi Allah da böyle ateşe atmaz) buyururlar.
Netice olarak, Allahü teâlânın kullarına olan merhameti, iyiliği, bir ananın, yavrusuna olan merhametinden daha çoktur. Böyle olduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Lutfü, merhameti o kadar çoktur ki, dünyayı ve dünyada olan her şeyi en iyi şekilde yaratmıştır. Bundan daha iyisi mümkün değildir. Rahmetinden, lutfünden hiçbir mahluku mahrum bırakmamıştır. Bu merhamete kavuşabilmek için, iman etmek, emirleri yapıp yasaklardan sakınmak ve ümitli olmak lazımdır. Hadis-i kudside buyurulduğu gibi:
(Benim rahmetim gadabımı aşmıştır.)
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

11/11/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz."

“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz.
‘Allah’a inandım’ diyor, ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor, ama onun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor, ama Kitaba göre yaşamıyorsanız, gelin imanınızı kontrol edin. Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman, O’na itaati gerektirir.
Peygambere iman, O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir. Kitaba iman, Kitaba göre bir hayatı netice vermelidir.”
Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde, odun ve kömür telâşına başlarlar.
Çünkü sıcak günlerden sonra, soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar.
Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar.
Orada işine yarayacak şeylerle ömrünü değerlendirir. Demek ki, gerçek anlamda iman etmek ayrı bir olay, kendini “iman etti zannetmek” daha ayrı bir olaydır.
ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin. Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin.
Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin. Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir. Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır. Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur. Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!..
Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir. İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla.
Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan...
Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz. Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur!
Senden başka ilâh yoktur. Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim. Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine.
“Allah’ım, beni bana bırakma
Adını dilimden uzak tutma,”
Amin

11/11/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Her insan farklı beklenti ve endiseleri vardır.

Herkes beklendilerine ulaşmak ve endişelerden
Kurtulmak ister,bunun içinde her yolu dener..
Sonu ölüm ve son durağı Ahiret olan insan için,
En büyük hedef,Yüce Yaratıcısı’nın hoşnutluğuna
Ulaşmaktır..
Böylece ebedi saadet yurdu Cennete girmek,ve Yüce
Allah’ın Cemalini görmektir..Yüce Allah’ın bir kulundan
Razı olmak en büyük saadettir.
Bu nimet,Cennetten daha büyüktür.
İşte bu nimet ve bu büyük hedefe ulaşmanın ve gerçek zafere kavuşmanın yolu
zikirdir..(Allah’ı anmak..)
Kur’an ve Sünnet ,kurtuluş kapısı olarak zikri
Göstermiştir..
Zikir bütün hayır kapılarının anahtarı yapılmıştır.
Zikirsiz Allah dostluğu mümkün değildir..
Bütün ibadet çeşitleri bir tür zikirdir..
Ancak asıl zikir,kalbin derinliklerine inen ve onu
Fetheden zikirdir..
Bu zikrin sonucu kalbin Allah’ı tanıması,O’na bağlanması,
Ve O’ndan başkasını aramamasıdır..
Kur’an ve Sünnet bizlere ısrarla zikri emretmektedir.
Rasulullah(s.a.v.) Efendimiz,zikir meclislerini Cennet
Bahçelerine benzetmiş ve herkesi bu bahçenin meyvelerini
Toplamaya davet etmiştir.(Tirmizi,Ahmed.)
Zikir bahçesinin meyveleri çoktur.
Zikirle gelen ilahi hediyeleri Arifler saymakla bitirememişler..
Bunlardan birkaç tane şöyle…
Zikir,Vuslat yoludur…
Zikir,kulu Yüce Rabbi’ne yaklaştırır..
İhlas ile yapılan zikir,kul ile Rabbi arasındaki bütün perdeleri
kaldırır,engelleri aştırır..
Zikir,kulu Yüce Rabbi ile beraber eder..
Kul,Yüce Rabbini zikrettiği sürece,O da (c.c.) kulunu zikreder..
“Siz Beni anın ki,Ben de sizi anayım “(Bakara /152/
Ayeti bunu ifade eder..
Zikir kalbin cilasıdır..onu manevi kirlerden temizler,
İçinde ki gafleti yok eder..
Kalp,zikrin Nurları ile aydınlanır ve parlar..
Bu Nur insanın bütün vücuduna yayılır ,her organ
Bir pay alır ve Nurlanır..
Böylece hayat,Allah sevgisinden tatlanır..
Zikrin Nurlarıyla aydınlanan kimsenin yüzü güzel,
Sözü tatlı olur..
Bakışı feyiz akıtır,gülüşü huzur verir..
Her hali Hayrı yansıtır..
Bu kimse yeryüzünde Allahu Teala’nın canlı şahididir..
Kendisine bakana Allah’ı hatırlatır,Hayrı sevdirir..
Zikir manevi zevk kapılarını açar..
Zikir kalbi şenlendirir,kalpten gamı,kederi,stresi giderir..
Alemlerin Rabbi ile huzur bulmuş kalpten,sıkıntılar,ve yersiz korkular çeker
gider..
Kalbi zikir ile şenlenmiş bir kul,hiçbir zaman yalnızlık
Korkusu yaşamaz,”ne olacağım” sıkıntısı çekmez,
Rızık endişesine düşmez.
Zindan da atılsa sarayda ki gibi rahat eder..
Balık için su neyse,kalp içinde zikir odur…
Zikirsiz kalp ölür..
Kalbi ölü bir insan dan hayırlı ve tatlı işler çıkmaz..
Evet,
Zikir,(Allah’ı anmak) insana Rahmet kapılarını
Sonunda kadar açar..
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

16/9/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
“Vallahi mü’min olamaz, vallahi mü’min olamaz
.jpg)
Dinimiz İslâm, komşu haklarına büyük önem vermiştir. İslâm’ın komşu hakları
hususunda koyduğu emir ve yasaklara, başka hiçbir sistemde rastlamak mümkün
değildir. Öyle ki İslâm, tencereden çıkan yemek kokusuyla dahi komşunun
rahatsız edilmesine razı olmamıştır. (Serderoğlu, A., İhya Terc., c.2,
s.539)
Bu sebeple kalbi İslâm’la yoğrulmuş, gönlüne İslâm’ın inceliğini
yerleştirmiş her Müslüman, yakından uzağa doğru komşularına iyilik etmek ve
onlara iyi komşu olmak mecburiyetindedir.
Müslüman, komşusuyla güzel geçinen, seven, sevilen, aranan ve etrafa güven
veren insandır. Çevresine güven veremeyen bir insan, olgun mü’min olamaz.
Peygamberimiz (s.a.v);
“Vallahi mü’min olamaz, vallahi mü’min olamaz, vallahi mü’min olamaz!”
buyurunca, sahâbeleri sorar:
“Kim mü’min olamaz yâ Rasûlallah!?” Efendimiz şöyle cevap verir:
“Şerrinden, komşusu emin olmayan kimse.” (Buhârî)
O halde komşuları, şerrinden ve kötülüklerinden emin olmayan, onlara kin ve
nefretle bakan kimse kâmil mü’min olamamıştır. Gerçek mü’min olamayan kimse
ise âhiretini mahvetmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v):
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin.” (Buhârî)
“Allah katında dostların en iyisi arkadaşına iyi davranan; komşuların en
iyisi de komşusuna en iyi davranandır.” (Tirmizî, Birr 28)
“Cebrail (a.s) bana komşuyu o kadar tavsiye etti ki onu mirasçı yapacak
zannettim.” (Buhârî, Edeb 28) buyurmuşlardır.
Bu itibarla, komşularımıza iyilik ve ikramda bulunmak, onlarla selamlaşmak,
ziyaretlerine gitmek, yardımlarına koşmak, sevinçli ve kederli anlarını
paylaşmak, güler yüzlü davranmak, İslâm’a uygun olan düğünlerine katılmak,
cenazelerine iştirak edip başsağlığı dilemek, zarar ve kötülüğü dokunacak
hareketlerden sakınıp kusurlarını araştırmamak, ırz ve namuslarına göz
dikmemek, dinî ve dünyevî işlerinde yol göstermek komşularımıza karşı
başlıca görevlerimizdendir.
Kapı komşumuzdan başlamak suretiyle evimizin ve işyerimizin etrafında
bulunan herkes komşuluk haklarına sahiptir. Bir hadîs-i şerifte; “Bilmiş
olun ki kırk ev komşudur.” buyrulmuştur. Buradaki ‘komşu’ ifadesi, inansın
inanmasın bütün komşuları içine almaktadır. Hz. Âişe validemiz ve diğer
Sahâbeler evin sağından, solundan, önünden ve arkasından kırk evin komşu
olduğunu bildirmiştir. Bu açıklama Müslüman’ın, evine daha uzak komşusuyla
ilgilenmesine mani değildir. Unutmayalım ki olgun Müslüman, çevresine güven
veren ve daima iyilik eden Müslüman’dır.
“Allah'a ibadet edin, ona hiç bir şeyi şirk koşmayın. Anaya, babaya,
akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinizin malik olduğu kimselere iyilik edin.
Allah, kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.” (en-Nisâ, 4/36)
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

14/7/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Sevgi ve samimiyet öylesine güçlü bir barıs ve huzur kaynagıdır
Bizim dinimiz sevgi dinidir..
İnsanların birbirine duyduğu sevgi ve samimiyet bir taraftan onları
güzelleştirip olgunlaşirken,bir taraftan da toplumda nice güzel gelişmelerin
anahtarı olur..
İnsani bağlar pekişir,toplumun çesitli kesimlerin arasında diyalog kapıların
açılır…
Sevgi ve samimiyet öylesine güçlü bir barış ve huzur kaynağıdır ki,yaygın
olduğu toplumlarda çoğu sıkıntılar kendiliğinden yok olur…
Sevgiyi bu kadar sihirli yapan şey ,onun kalbe inşirah denilen ferahlık ve
iç huzurunu getirmesidir..
İnsanların birbirlerinden sevgisini ve saygısını esirgediği
toplumlarda,insani meziyetler aramak boşunadır..
Çünkü,kardeşlik,yardımlaşma,başkasını kendine tercih etme gibi erdemlerin
manevi mimarı ve anahtarı sevgidir…
O öyle bir anahtarıdır ki,nice iyilik ve güzelliklerin kapısını kolayca
açar…
Yunus’un “ Yaratılanı sevelim,Yaratandan ötürü “deyişini bilirsiniz…
Bu söz kalbimize ,gönlümüze nakşolması gereken bir mana taşır..
İnsanların ve hatta bütün yaratılmışların ,Yüce Yaratıcı’nın hatırına
sevmek,asla kaba ve yıkıcı olmamak,olgun mü’minler halidir…
Sevgi,mü’min için bir okyanus gibidir,oradan herkes nasibi kadarını alır…
Hüner,daha çok almaya,her an almaya,böylece sevgi hazinesini çoğaltmaya
gayret etmektir..
Elbette bunu yapabilmek irade ve azim işidir..
Çapa ister..
Çünkü,varlıklara sevginin temeli muhabbetullah,yani Allah’a olan sevgidir..
Şüphesiz ,mü’minler bilgileri ve nasipleri nisbetinde Allah’ı severler..
İnsanların her vesileyle sevgiden söz ettiği,ama hiçbir devirde görülmediği
kadar bundan mahrum kaldığı bu çağda,bizler sevgi tohumları saçmayı en
önemli vazifelerimizden biri olarak görmek zorundayız…
O tohumlar büyüyüp serpildikçe,bir Nur halesi olarak hepimizi saracaktır..
Saadet Asrı’na ve o kutlu çağın sonraki devirlerdeki yansımalarına
baktığımızda,göreceğimiz şey işte o muhabbet halesidir..
Hazret Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) ın ve O’nun varisi
evliyaullahın rehberliğinde yürüyen herkeş,insanlara şefkat ve muhabbette
yaklaşmayı alışkanlık haline getirmekle mükelleftir..
Önce bütün mü’minlere,sonra dünya görüşü ve toplumdaki yeri ne olursa
olsun,bütün insanlara kalbindeki engin şefkat ve merhametten bir pay
ulaştırmak zorundadır…
Biz dünyaya düşman kazanmak için değil,dost kazanmak ve kardeşliği
pekiştirmek için geldik…
Bu hakikat herkeş tarafından açıkça bilinmeli ve gereği yapilmalıdır..
Sevgi ile kalın dostlar
20/3/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti







