Müslümân, her bakımdan örnek insan demektir...

 

"Müslümân, her bakımdan örnek insan demektir. Sabredici, affedicidir. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Başkalarının kusursuz olmasını ister. Bunun için herkese iyiliği tavsiye eder. İslâm’ın güzel ahlâkına uyarak örnek olur. Herkese tatlı dil, güler yüz gösterir, kimseyi incitmez, kalbini kırmaz, malına, ırzına göz dikmez, kanunlara karşı gelmez"

Günümüzde büyük ölçüde kaybettiğimiz değerlerden biri de insanî ilişkilerdeki karşılıklı sevgi ve saygıdır. Bunlar, toplumun huzur kaynağıdır. Eskiden insanlar karşısındakini üzmemek, kalbini kırmamak için ne gerekirse yapardı; her türlü fedakârlığa katlanırdı.

Şimdi ise, karşımdaki üzülecek, kıralacak diye düşünen yok artık. Ufak bir hadisede ağzına geleni söylüyor insanlar. Halbuki, Müslümân, her bakımdan örnek insan demektir. Her işinde Allah’tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Sabredici, affedicidir.

Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her işte Allah’ın rızâsını düşünür. Kimseyle münakaşa etmez. Kalbleri Allah’ın evi bildiği için bir kalbi incitmekten çok korkar. Çünkü hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu :

“Bir müslümânı haksız yere incitmek, Kâbe’yi yetmiş kerre yıkmaktan daha günâhtır.”

Kalp Kıran Huzura Kavuşmaz

Konuşmaları ve hareketleriyle veya herhangi bir sebeple başkasının kalbini kıran kimse, dünyada huzursuz olduğu gibi, âhirette de, bu günâhı sebebiyle Cehenneme atılır.
Peygamber efendimiz bunu bizlere haber verdi:

“Kıyâmet gününde ümmetimin müflisi, iflas etmişi şu kimsedir ki, namaz oruç ve diğer ibadetleriyle gelmiştir. Fakat birisine sövmüştür, birisine iftira etmiştir, birinin malını yemiştir, birinin kanını dökmüştür. Yaptığı bu zulümlere karşılık, hak sahiplerine sevâbları verilir. Sevâbları bitince, hak sâhiplerinin günâhlarını yüklenir ve Cehenneme atılır.”

Bu şekilde iflas etmiş hale düşmemek için her ne şekilde olursa olsun, başkalarını üzmekten, kalb kırmaktan son derece kaçmalıdır!

İmâm-ı Rabbânî hazretleri kalb kırmamanın önemini şöyle ifade eder:

“Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbirşey yakın değildir. Mü’min olsun, kâfir olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir!

Çünkü, kafir olan komşuyu da korumak lâzımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde inciten şey küfürdür. Küfürden sonra kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir.

İnsanların hepsi, Allahü teâlânın kullarıdır. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Herşeyin her insanın, biricik mâliki, sâhibi olan Allahü teâlânın şânını, büyüklüğünü düşünmelidir!”

Her müslümân herkesin iyi olmasını ister. Kendisini kusurlu görür, başkalarının kusursuz olmasını ister. Bunun için herkese iyiliği tavsiye eder. Bu tavsiyeyi hâl ile de yapar. İslâm’ın güzel ahlâkına uyarak örnek olur. Herkese tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kalbini kırmamak, malına, ırzına göz dikmemek, kanunlara karşı gelmemek müslümânlık icabıdır.
İyiyi Kötüyü, Güzeli Çirkini Ayırabilmek

İslâmiyeti, emirlerini, yasaklarını beğenmiyen kimseler, iyiyi güzeli anlayamayan zavallılardır. Bunlara acımalı, anlayabilecekleri bir lisan ile, iyiyi kötüyü, güzeli çirkini bildirmelidir!
Kalb kıracak, fitne çıkaracak şeyler söylememelidir! Münâkaşa etmek, dostluğu giderir. Düşmanların çoğalmasına sebep olur. Fitne çıkarmamalı, dost ile de, düşman ile de tatlı konuşmalı, herkese güler yüzlü olmalıdır!

Özrü Kabul Etmek, Bağışlamayı Bilmek

Gıybet ederek, laf taşıyarak kalb kırmak, fitneye sebep olur. Fitne ise büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Fitne çıkarmayınız! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile olan fitne gibidir. Zâlimlere, fâcirlere insanları çekiştirmekten, yalan ve iftirâ söylemekten hâsıl olan fitne, kılıç ile yapılan fitneden daha zararlıdır.”
Dargın durmak da kalb kırılmasına sebep olur. Kendine zulm edeni af etmeli, bu sebeple ona karşılık vermemeli ve ona darılmamalıdır! Dargın ise hemen barışmalıdır.
Kendimiz yüzde yüz haklı bile olsak, eğer karşımızdaki mü’min özür dilemişse, özrünü kabûl etmelidir! Çünkü hadîs-i şerîfte, “Müslüman kardeşinin özrünü kabûl etmemek, günâh olur” buyuruldu. Özrü kabûl etmek ve kusurları affetmek, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Özür beyan eden müslüman kardeşinin özrünü kabûl etmemek, sû-i zan olur. Müslümâna sû-i zan ise câiz değildir.

Kalb kırıcılığı, geçimsizliği sebebiyle idâre edilenlerden, zoraki ikrâm edilenlerden olmamalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Kıyâmette, en kötü yerde bulunacak kimse, dünyada zararından korunmak için ikrâm olunandır.”

Kalb kırmağa sebep olan kötü huylardan biri de münâkaşadır. Hadîs-i şerîfte, “Haklı bile olsa, münâkaşadan vazgeçmedikçe, kişinin imânı tamam olmaz.” buyuruldu.
Sert ve kırıcı konuşmaktan da kaçmalıdır. Nitekim, hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ, her zaman yumuşak söylemeyi sever.” buyuruldu.

Her çeşit kötülük, kalb kırmaya sebep olur. Bunun için kötü huydan uzak durmalıdır. Hadîs-i şerîfte, “Allah katında kötü huydan büyük günâh yoktur.” buyuruldu. Kötü huyu bırakıp güzel huylu olmağa çalışmalıdır!

Güzel huy nedir? Peygamber efendimiz bunu şöyle tarif buyurdu:

“Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulm edenleri affetmek, kendini mahrûm edenlere ihsân etmek, güzel huylu olmaktır.”

İnsanları Sevindirmeye Çalışmak

Her çeşit kötülükten kaçarak iyi insan olmalıdır. İyi insan nedir? Peygamber efendimiz iyi insanı da şöyle tarif etti: “İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar verendir.” buyurdu.
O halde her müslümân imânı düzelttikten sonra, iyi insan olmağa, insanları sevindirmeğe çalışmalıdır!
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Bir kimse, bir mü’min kardeşini sevindirse, Hak teâlâ o kimsenin kalbini kıyâmet gününde ferahlandırır.”
“Her kim dünyâda bir mü’min kardeşinin işini görürse, Hak teâlâ, o kimsenin yetmiş işine kolaylık ihsân buyurur. O yetmiş işin on tânesi dünyâda, altmış tanesi kıyâmet günündedir. Bir kimse, bir mü’min kardeşinin aybını kapatırsa, Allahü teâlâ o kimsenin bütün ayblarını kıyâmet günü kapatır.”

Ne mutlu; kimseyi üzmeden, kalbini kırmadan dünyasını tamamlayıp huzur içinde âhırete gidenlere...   

Orhan Karmış

Yorum Yaz